müvekkil 01-05-2024 tarihinde 4-C emekli sandığı kapsamında emekli olmuş hali hazırda emekli aylığını almaktadır.
2-Müvekkilin 04-10-1991 yılından 2016 yılına kadar MEB bünyesinde 7955 gün çalışması vardır. 2016 yılından sonra ise 1213 gün 4-a kapsamında primi ödenmiştir. Davalı kurum müvekkili 4-c kapsamında emekli etmesine rağmen emekli ikramiyesini ödememiştir.
3-Yukarıda anlatılan sorunlar sebebiyle müvekkil 30/06/2026 tarihinde SGK kurumuna başvurusunu fiziken yapmış ancak geçen sürede yazılı bir cevap verilmemiştir. İş bu nedenle 30-06-2026 tarihindeki başvurumuz 30-07-2026 tarihinde zımnen ret edilmiş sayılarak iş bu dava yasal süresinde ikame edilmiştir.
4-Müvekkilin emeklilik ikramiyesi geçmiş gün faiziyle birlikte verilmelidir. Hizmet birleşmesi yapmayan kişilere doğrudan verilen ikramiyenin, hizmet birleştirmesiyle emekli olan kişilere verilmemesi büyük bir hak ihlalidir. Yani müvekkil 9000 günün 7955 'ini 4-C kapsamında çalışmış sadece 1045 gün 4-a primiyle birleşmesiyle tamamladı diyerek , 2829 sayılı Kanun ile 5434 sayılı Kanun'un 89. maddesindeki kuralı katı bir şekilde uygulayarak, emekli ikramiyesini vermemek hak ihlalidir. Bu konuda davalı kurumun yaklaşımı çoğu yargı kararı ve AYM kararıyla kaldırılmıştır. Zira müvekkil 2016 yılında 9000 günü doldurmuş olsaydı , kasten yaralama fiili ile mahkum olması emekli ikramiyesi almasını engellemeyecekti. Sadece 1045 günü eksik kaldı diyerek ödeme yapılmaması , açık hak ihlalidir.
4-1-AYM Fikret Aslan gibi kritik kararlarıyla, hizmet birleştirmesi yapanların ikramiye hakkının engellenmesini Anayasa’ya aykırı bulmuştur.
Eşitlik ilkesi hem başlı başına bir hak hem de diğer hak ve özgürlüklerden yararlanılmada hâkim temel bir ilke olarak kabul edilmektedir. Anayasa'nın 10. maddesi eşitlik ilkesinden faydalanacak kişi ve ilkenin kapsamı konusunda bir sınırlama getirmemiştir. Anayasa'nın 11. maddesinde yer alan "Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır." hükmü uyarınca Anayasa'nın "Genel Esaslar" bölümünde düzenlenen eşitlik ilkesinin sayılan organlar, kuruluşlar ve kişiler açısından da geçerli olduğu açıktır. Bunun yanı sıra Anayasa'nın 10. maddesinin son fıkrasında yer alan "Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." hükmü gereğince yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağına uygun davranmakla yükümlüdür (Nurcan Yolcu [GK], B. No: 2013/9880, 11/11/2015, § 35; Gülbu Özgüler [GK], B. No: 2013/7979, 11/11/2015, § 42).
Anayasa'nın 10. maddesi ayrımcılık yasağı biçiminde düzenlenmemiş olsa bile eşitlik ilkesinin anayasal bağlamda her durumda dayanılacak normatif bir değer taşıması nedeniyle ayrımcılık yasağının da etkili şekilde hayata geçirilmesi gerekir (AYM, E.1996/15, K.1996/34, 23/9/1996). Başka bir deyişle eşitlik ilkesi somut bir ölçü norm olarak ayrımcılık yasağını da içerir (Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 108; Nurcan Yolcu, § 30; Gülbu Özgüler, § 37).
AYM (Fikret Aslan [GK], B. No: 2019/41241, 25/2/2025, § …)
1-Başvurucu, kamu görevlisi olarak çalışmaktayken OHAL KHK'sıyla başvurucunun görevine son verilmiştir. Başvurucunun 5434 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında (kamuda) geçen 23 yıl hizmeti ve aynı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi (SSK'ya tabi) kapsamındaki 2 yıl 4 ay 25 gün olmak üzere toplam 25 yıl 4 ay 25 gün hizmet süresine karşılık başvurucuya 1/2/2017 tarihinden geçerli olmak üzere emekli aylığı bağlandığı görülmüştür. Başvurucu, emekli aylığı bağlanmakla birlikte özellike 23 yıllık 5434 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki sigortalılık süresine dikkat çekerek emekli ikramiyesi ödenmesini de istemiş; talebinin reddi üzerine dava açmıştır. İdare Mahkemesi 5434 sayılı Kanun'un 89. maddesinin ikinci fıkrasına göre hizmet birleştirilmesi suretiyle emekli aylığı bağlananlara ikramiye ödenmesi için 5434 sayılı Kanun'a tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen çalışmalarının 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olması gerektiği, başvurucunun görevine KHK ile son verildiğinden kıdem tazminatına hak kazanma şartını sağlamadığı ve böylece emekli ikramiyesi ödenmemesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır. Ankara Bölge İdare Mahkemesi başvurucunun istinaf talebini reddetmiştir.
2-Bununla birlikte söz konusu kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olma kuralı yalnızca hizmet birleştirmesi suretiyle emekli aylığı bağlananlar için geçerli olup emekli aylığı bağlanması için5434 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında süresi tek başına yeterli olanlar KHK ile kamu görevinden çıkarılsalar dahi emekli ikramiyesi alabilmektedir. Dolayısıyla kamu görevinden çıkarıldığı hâlde anılan kapsamdaki sigortalılık süresi aylık bağlanmaya yeterli olanlar ile aylık bağlanmaya yeterli olmayanlar arasında -emekli ikramiyesi ödenebilmesi için- 1475 sayılı mülga Kanun'un 14. maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona erme kuralına tabi tutulma cihetiyle farklılık oluşturulduğu görülmektedir.
3-Somut olayda, 23 yıllık sigortalılık süresi 5434 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında geçen başvurucuya ikramiye ödenmemesinin temel nedeni 5434 sayılı Kanun'un 89. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona erme kuralıdır. Bu şartın aranmaması hâlinde başvurucuya ikramiye ödenebileceği dikkate alındığında başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında bir ekonomik menfaatinin bulunduğunun tespit edilmiş olması, Anayasa'nın 10. maddesinde güvence altına alınan ayrımcılık yasağı yönünden inceleme yapılması için yeterli görülmüştür.
4-434 sayılı Kanun'un somut olayda uygulanan 89. maddesindeki düzenlemeden önce 2829 sayılı mülga Kanun'un 12. maddesinde, hizmet birleştirmesi sonucu emekli aylığı bağlananlara emekli ikramiyesi ödenebilmesi için son defa Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılma koşulu bulunmakta iken Anayasa Mahkemesi 5/2/2009 tarihli ve E.2005/40, K.2009/17 sayılı kararıyla son defa T.C. Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılma şartını iptal etmiştir. İptal isteminde özellikle başka sosyal güvenlik kurumlarına bağlı olarak çalıştıktan sonra, son bir yılda Emekli Sandığına tabi bir görevde bulunanlara bu süre üzerinden emekli ikramiyesi ödendiği hâlde uzun süre Emekli Sandığına tabi görevlerde çalışıp en son başka bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olarak yaşlılık aylığına hak kazananlara Emekli Sandığınca emekli ikramiyesi ödenmemesinin Anayasa'nın 2., 10. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Nitekim Anayasa Mahkemesi iptal gerekçesinde ikramiye ödenmesi için son görev yapılan yerin Emekli Sandığına tabi olması koşulunun eşitlik ilkesine aykırı olduğuna dikkat çekmiştir. Anayasa Mahkemesi, farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleri birleştirilerek emekli olanlara yaşlılık aylığı bağlandığı hâlde, itiraz konusu ibareyle son defa bağlı olunan sosyal güvenlik kurumuna göre ayrım yapılarak Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılmayanlara 5434 sayılı Kanun'a tabi çalışma süreleri için emekli ikramiyesi ödenmemesini Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olup adil sonuçlar doğurmadığından 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine de aykırı bulmuştur (bkz. § 25)
5-Hizmetlerinin tamamını 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi kapsamında geçirenler, başka bir deyişle hizmet birleştirmesi yapmaksızın emekliye ayrılabilecekler ile hizmet birleştirmesi yaparak emekliye ayrılabilecekler arasında emeklilik ikramiyesi ödenmesinde bir fark öngörme bakımından kanun koyucu takdir yetkisine sahip ise de karşılaştırılabilir gruplar arasında ortaya çıkacak farklılığın orantılı olması gerekir. Hizmetlerinin tamamını 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi kapsamında geçirenlere kamu görevinden çıkarıldığında emeklilik ikramiyesi tam olarak ödendiği halde 5434 sayılı Kanun'un 89. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hizmet birleştirmesi yaparak emekliye ayrılanlara hiç emekli ikramiyesi ödenmemektedir. Burada 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi kapsamında geçirilen sürenin çok uzun olması, 25 yılı tamamlamak için bu kanun hükmü dışındaki mevzuata göre çalışılan ve birleştirilen sürenin 1 ay bile olması durumu değiştirmemektedir. Nitekim somut olaydaki gibi 5434 sayılı Kanun veya 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi kapsamında 23 yıllık hizmeti bulunan, sadece başka mevzuat kapsamındaki iki yıllık çalışma süresini birleştiren başvurucuya -bu mevzuata göre çalıştığı süre ile orantılı olarak da olsa- emeklilik ikramiyesi ödenmemişken aynı nedenlerle kamu görevine son verilen, 25 yıllık süresini anılan mevzuat kapsamında geçirenlere emeklilik ikramiyesi tam ödenmiştir. Bu durumda karşılaştırılabilir gruplar arasında ortaya çıkan farklılığın açıkça orantısız olduğu sonucuna varılmıştır.
77. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 10. maddesinde güvence altına alınan ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
A. Mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Yılmaz AKÇİL'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 10. maddesinde güvence alınan ayrımcılık yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE, Yılmaz AKÇİL'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
Anayasa Mahkemesinin 5/2/2009 tarihli ve E.2005/40, K.2009/17 sayılı kararı
2829 sayılı Yasa'da benimsenen sistemle, farklı sosyal güvenlik kuruluşlarındaki hizmet süreleri birleştirilerek emekli olanlara yaşlılık aylığı bağlandığı halde, itiraz konusu ibareyle son defa bağlı olunan sosyal güvenlik kurumuna göre ayırım yapılarak Emekli Sandığına tabi görevlerden emekliye ayrılmayanlara, 5434 sayılı Yasa'ya tabi çalışma süreleri için emekli ikramiyesi ödenmemesi, Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi, adil sonuçlar doğurmadığından 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine de aykırıdır. Bu nedenle itiraz konusu ibare, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."
Sonuç olarak: 5434 s. Kanun Ek m. 82 hükmünde yer alan “son defa 5510 s. Kanun m. 4/1,c kapsamında çalışma” koşulu Anayasa’ya aykırıdır. Sigortalılığının büyük bölümünü m. 4/1,c kapsamında geçiren bir sigortalı, sırf son çalışması bu statüde olmadığı takdirde emekli ikramiyesinden yoksun kalmaktadır. AYM’nin daha önce “son defa Emekli Sandığına tabi görevlerden ayrılma” koşulunu eşitlik ilkesi ve hukuk devleti ilkesine aykırı bularak iptal ettiği de göz önünde bulundurulduğunda davamızın kabulüne karar verilmelidir.
Varılan bir diğer sonuç şudur: 5510 s. Kanun yürürlüğe girmeden önce kamu görevlisi olanlardan hizmet sürelerinin tamamını 5434 s. Kanun’a tabi olarak geçirenler bu sürelerin sona erme şekline bakılmaksızın aynı kanunun m. 89/1 hükmü uyarınca emekli ikramiyesine hak kazanırken hizmet birleştirmeyle aylığa hak kazananlar ise m. 89/2 hükmü gereği ancak kamuda geçen süreleri kıdem tazminatına hak kazanma koşullarına uygun olarak sona erdiği takdirde ikramiye alabilmektedir. 26.01.2012 tarihi ve sonrasında aylığa hak kazanan sigortalılar için aranan bu şart, hem işçilerle kamu görevlilerinin farklı hukuki rejimlere tabi olması nedeniyle belirsizliklere yol açmakta hem de hakkaniyetsiz ve ayrımcı sonuçlar doğurmaktadır.
0 Yorum